"Vallahi! Sen Allah’ın yarattığı yerlerin en hayırlıs,ı ALLAH katında en sevgili olansın! Senden, çıkarılmamış olsaydım, buradan çıkmazdım. Bana senden daha güzel, daha sevgili vatan yoktur. Kavmim, beni, senden çıkarmamış olsalardı, çıkmaz, senden başka bir yerde yurt yuva tutmazdım". dedi.
.................
Toprak sınırlandırıldığı zaman anlam kazanır. Belli bir sınırı bir şekli biçimi olmayan hiç bir şey kolay kolay anlam yatağını bulmaz. Vatanda sınırlandırılmış toprak parçası olarak karşımıza çıkar. Onun gibi ceset de sınırlı toprakla meydana gelir. Sınırlandırılmış toprağa kan, cesede ruh girince ikisi de asıl anlamı yakalamış olur. Ve ikisi arasında hiçbir zaman açıklanamayan bir kuvvet oluşmaya başlar. Vatan anlayışının insan oğluna çekiciliği garip sebeplere bağlanmaktadır. Buradaki vatanın çekiciliği yer çekiminden tabiki farklıdır. Bizler biliyoruz ki yer çekimi madde, şahıs ve tür farkı gözetmeyen soğuk formüllerle hesaplanan sadece kütlenin farkına bağlı bir terimden öteye gitmez. Oysa vatanın çekiciliği sürekli bir giz taşır üzerinde.
Vatanın önemini hiç bir zaman büyüklüğüyle karşılaştıramayız. Kurak olabilir. Toprağı kireç, dünyanın en verimsiz toprakları, daracık bir alanla sınırlı olabilir, ama vatan olması apayrı bir durum. İnsanın daha fazla toprağa sahip olması sadece bencilliğinden öteye gitmez. Oysa Atalarımızda bu daha farklı bir hal alıyordu. Onlarda daha fazla toprağa sahip olmak değilde sadece ama sadece Allah’ın ismini daha uzak daha geniş alanlara yayma anlayışı hâkimdi. Fetihlerin amacı da bu anlayışlara hizmet babından sadece bir araçtı.
Hani bizler vatanın da hammaddesi olan topraktan yaratıldık ya ilkin,-Allah insanı başlangıçta çamurdan yarattı. Sonra onun soyunu bayağı bir sıvıdan var etti."(Secde, 8) - yaşamımızın ondan sonraki evrelerinde de toprakla ilişkimizi bir türlü koparamadık. Bu ilişkiyi koparamayışımıza vatan sevgisinin kaynağı olarak da bakanlar var. Mesela bizler neden vatanımızı, ya da şöyle diyelim doğup büyüdüğümüz toprakları bu kadar seviyoruz sorusuna cevap olarak kimileri, atalarımız bizler yokken o topraklarda yetişen sebze ve meyveleri yemiş, yine o topraklardan fışkıran suları içmiş, o topraklardan yükselen havayı sinelerine çekmiş ve bunlar onların vücudunda ete kemiğe kütle katmış. Denilebilinir ki bizim kimyamızı da onların yedikleri, teneffüs ettikleri oluşturmuş.. Yani topraktan yaratılan biz yine toprakla beslenerek büyüyor ve çoğalıyoruz. Ondan geldikten sonra da ondan kopamıyoruz. Oysa hep aynı olanların birbirini ittiği düşünülüyordu. Mesela atomdaki elektronların birbirini iterek atoma hacim kazandırması ya da magnetizmada mıknatısın aynı yüzünün birbirini itmesi.
Toprak ferahlatır. İnsanın en rahat olduğu anlardan biridir kişinin çıplak ayakla yere basması. Belki bu iki sevgilinin el ele tutuşması gibi bişeydir. Bu sevginin kaynağı oradan gelmiş olabilir. Bu durumu doğrulayan bir Çin atasözü, bir gün mutlu olmak için yemenin içmenin, bir hafta mutlu olmak için tatil yapmanın, bir ay mutlu olmak için evlenmenin, ömür boyu mutlu olmak için toprakla ve ömür boyu mutsuz olmak için insanlarla ilgilenmenin gerektiğini söylemektedir. Buradan yola çıkarak asıl mutluluğa giden yolun kendi özümüze dönerek olduğu çıkarılabilir.
Dünyada vatan kuşatıcı birleştirici bir yapıya sahipken bizler hala o anlamı yakalamakta zorluk çekiyoruz. Yine bizler aynı topraktan yaratıldığımız halde bazen birbirimize öfkelenebiliyoruz.. Buna aynı ruhtan geldiğimizi de eklersek (Ki sonuçta üfürülen aynı ruhun parçalarını taşıyoruz) neden hala sevgimiz öfkemize ağır basmıyor, onu kavrayamıyoruz. Hem belkide ‘‘Ey insanlar! Rabbinizden korkup-sakının ki O, sizi tek bir nefisten yarattı ’’(Nisa Suresi–1) ayeti kerimesi de bunu vurgulamaktadır. Dikkat edilirse hitap burada aynı dinin mensuplarına değil de tüm insanlığa karşıdır.
Kim bilir gün gelecek vatanın kuşatıcılığını göremeyen bizlere, kardeşlerimize gösteremediğimiz eşitlik adına olan cömertliği paylaşamadığımız topraklar bize sunacak. Ne zaman mı?
Aynı topraktan yaratılan bedenden, aynı merkezden gelen ruhun sıyrılmasıyla tabiki… vesselam…
Bu yazı 2009-09-17 saat 00:00:00 eklendi ve 1040 defa okundu
Söz sizde, neden sizde bir yorum eklemiyorsunuz? Yorum Ekle
Gönderen | Tarih 2009-10-08 09:47:55 | Puan:
Aynı topraktan yaratılan bedenden, aynı merkezden gelen ruhun sıyrılmasıyla tabiki
ÇOK GÜZEL BİR SÖZ
Gönderen | Tarih 2009-10-07 22:12:21 | Puan:
güzel konuydu yüreğinize sağlık
Gönderen | Tarih 2009-09-30 23:00:07 | Puan:
İmanı oLan insana vatanını sevmek yakışır çünkü Vatan sevqisi imandandır..tüm müsLümanLar kardeşLerdir...Rabbim''in gözünde hepsi bir..eLbet dereceLerimiz var ama bu sadece ameLimizden ibaret..
Köşe yazarLığın hayırLı oLsun inşALLAH..emeqine sagLık bera devamı geLir inşALLAH..
Gönderen | Tarih 2009-09-29 23:30:57 | Puan:
Vatani görevimi yaptığım Yüksekova''da, terkedilmiş bir kadına benzeyen, o unutulmuş dağ köyü...
İnceden kar serpiştiriyor.
Büyük bir kavga vardır köyde.
Aşiretler arası...
Sağım solum enkaz...
Camları kırık evlerin, kapılar sökülmüş...
Bir çocuğun yanına yaklaşıyorum.
İsmini soruyorum; ''''Vedat'''' diyor.
''''Vedat benim adım. Babam, köy koruculuğu yapıyor dağlarda.''''
Ordan burdan konuşuyoruz Vedat''la.
Köy hayatından, okuldan, mahalleden, şartların zorluğundan...
Doktor olacağını söylüyor büyüyünce.
Dokuz yıldır hastaymış annesi.
Gülüşleriyle yer değişen yorgun öksürüklerinin, yokmuş bir çaresi...
On yaşındaydı henüz.
Nerede yaşamak istediğini soruyorum Vedat''a...
''''İstanbul, Antalya, İzmir, Bodrum...? Belki de Avrupa? Nerede yaşamak isterdin?''''
Bu gözleri yarın yarın bakan Kürt çocuğu Vedat, benim beynime kazınan ve hayatım boyunca hiç unutamayacağım cevabı verdi o an.
''''İnsanların kavga etmediği bir yerde yaşamak isterdim.''''
Silahımı bırakıp, Vedat''ı alıp göğsüme bastırmak hatta içime sokmak istedim.
Ne masumane bir istekti bu.
Sonra gözlerim ıslak, yürüdüm tipiye...
Vedat''ın cevabı zonkluyordu beynimde hala...
Şimdi nerede bir kavgaya şahit olsam, o çocuğu, Vedat''ı ve onun karanlıklara, ölümlere değmiş, yarın bakan gözlerini anımsar; insanların kavga etmediği bir kentin hayaliyle, zulümlerin, kıyımların ıssız adasında, bir kağıt gemiye yükleyip umutlarımı, bırakırım sonsuzluğun okyanusuna...
Okyanusta bir dalgaydım ben, o gün onun yaşamına çarpan... Ve o bir mesaj bırakmıştı bana aslında. Kapalı bir şişe içinde, küçük bir mektup... Ben o mektubu yazdım. Şişedeki mektubu...
Peki, sorarım size: hangi dilde, hangi sözcüklerle anlatabilirsiniz; savaşın, kavganın, zulmün ortasındaki o çocukların, kırılmış bir oyuncak hüznüyle inip kalkan, yorgun göz kapaklarının içinde gizledikleri ürkek bakışları...
Göz bebeklerinde titreyen acemi tedirginliği...
Hangi masal kitabı yazar; Vedat ve daha onun gibi düşünen nice çocuğun, her gece samanyolunda otostop çektiğini, kayan her yıldıza, gidebilmek için insanların kavga etmediği o gezegene?
Hangi notalara dokunmak gerekir çalabilmek için; bir okulun dağılışı gibi, yerden birdenbire havalanan güvercinlerin, kanat sesleriyle yaptıkları ezgiyi?
Hangi boyalarla çizebilirsiniz; güneşin hiç kimseye haksızlık etmeden paylaştırdığı ışıklarının altında, adeta bir gök kuşağı gibi esmeriyle, beyazıyla, kızılıyla, sarışınıyla kol kola girmiş dünya çocuklarının resmini...
Ya da hangi renklere daldırmalı fırçayı, yansıtabilmek için; bir çocuğun, soğuk ve karanlık bir odada, camın buğusuna çizdiği güneşin ışıklarını...
Bilirler miydi; bugün sokaklarda bulduğu boş mermi kovanlarıyla oynayan çocuklar, ellerindeki mermi kovanlarının, daha önce başka çocukların hayatlarıyla oynadığını?...
Sözün bittiği yerdir...
Notaların eksildiği...
Renklerin sustuğu...
''''İnsanların kavga etmediği bir yer'''' diyor Vedat.
İnsanların hümanizma ruhuyla, barış ve refah içinde, huzurlu bir şekilde, ele ele, omuz omuza, yürek yüreğe özgürlük şarkıları söylediği, o katı kanunlar yerine, şairlerin dizelerinin olduğu, çocukların gülümsediği ve tüm halkların kardeşçe yaşadığı bir yer...
Bir köy, bir kasaba, belki de bir ülke...
İnsanların kavga etmediği...
Sahi, var mıdır öyle bir ülke?
Ömür Bingül
Gönderen | Tarih 2009-09-20 16:21:05 | Puan:
Aynı topraktan yaratılan bedenden, aynı merkezden gelen ruhun sıyrılmasıyla tabiki…
başka söze ne hacet bera kardeşim emegine saglık ayrıca hayırlı olsun