Unutmaya çalışsak olmuyor, düzeni bozuk dünyanın yıllarımıza vurduğu ölçüsüz, düzensiz, yaban ve yavan yaşayışlarımızın mührünü. Nelerin özlemini çektik ic cekerek, fakat nelerin acısı bir bıçak gibi saplandı içimize. Neleri düşledik, neler düş olarak kaldı geçip giden yılların karalanmış sayfalarında. Düşündüklerimiz ve hayallerimiz kaç defa feleğin sillesine kurban gitti, bir damla kan akmadan üstelik. Yitip gitti çoğu kez avuç içi kadar mutlulukların gözlerimdeki ışıltısı. Farklı yaşlarda, farklı umutlar taşıdık; umudun bitmemesini dileyerek ama umut hep unut oldu ve bitti. Çocuk olduk çoğu zaman çocukluğun ne demek olduğunu bilmeyerek.
Haylazlıklarımızın eseri olan dizlerimizdeki çizikler bile yıllara esir düştü. Bazen gerçekten ağladık, bazen aldatıcı ağlayışlarımız oldu. İkisine de kimseyi inandıramadık. Büyüyünce yaparsın" dediler hep hep öyle kandırıldık. Çoğu kez eşek kadar adam oldun dediler ancak bir o kadar da "senin aklın ermez" dediler. Ben adam mı oldum yoksa aklı ermeyen çocuk mu bunu öğrenemeden geçirdim yıllarımı. Sek sek oynanan günler, yakar toplu akşamlar, bahçelerden meyve çaldığımız geceler… Hangisi yıllara meydan okudu? Tabi ki hiç biri. Acılarımızı acılarımızla yendik, hafiflettik, öteledik. Gülüşlerimizi bir bir acının arkasına gizledik, eğer gizleyebildiysek.
Küçük sevinçlerimizi zamansız düşen karlara yazdık, onlar da güneşle birlikte gittiler hep. Ne kaldı? diye soruyoruz, bir hiç bile diyemiyoruz. Çünkü yapamadıklarımız beynimizin bir köşesinde sindirildi, eritildi. Ayaklarımız bizleri bir yere götürdü, gözlerimiz gördü, kulaklarımız duydu, ellerimiz tuttu ancak aklımız bir yerlerde başka kavramlara takılıp kaldı. Bütün güzel şeylerin, kıskandıran renklerin uçurumundan baktık, bakakaldık. Bir gün gelir olur dedik, olacak dedik erteledik ama zaman yaşımızı hiç ertelemedi. Genç olduk, okullu olduk; aklımızda kalmadı hiç kitapların yazdıkları, öğretmenlerin söyledikleri. Oturduğumuz okul sıralarında daha bir kıpır kıpır olsa da içimiz, ailemize bir dilim ekmek de biz ekleyelim diye çalışmak zorunda kaldık çoğu kez. Kuran Kursu yıllarinda yediğimiz dayklari bile özler olduk. Oysa o yıllar hep taze kalacak gibiydi. Pembe düşüncelerimizin sınırı kadardı dünyamız. Ve hep birbirimizi sevecekmiş gibiydi hayat. Ama hepsi kaç Eylülde yeşerdi, kaç Haziranda unutulup gitti, bilmem hangi kitabın boş sayfalarına yazılan şiirlere bırakılarak. Yıllar geçti kutlamayı sevmediğimiz her yaş günü kutlamaları bir çizgi daha attı, gözlerimizin altındaki çizgilere. Sonra hiç çocuk olamadık ya, çocuğumuz oldu, onunla çocuklar gibi oynayamadık. Çocuğumuz ne kadar uğraşsa da hep bir yerler eksik, bir yerler bayat, bir yerler ölçüsüz oldu. Çünkü bilseniz oyunun da acemisiydik.
Büyüdükçe hayallerimizin yükü azaldı. Gerçeklerin yükü bindi birer birer omuzlarımıza. Akşamdan yarın için yapılan plânlar yarının kargaşasından kaybolup gitti. Kederli dünyamıza bir tatlı tebessümdü belki, küçük radyomuzda arkası yarın ya da Radyo tiyatrosu dinlediğimiz akşamların bıraktığı izler. Bir de unutulmayan sıradaki türküyü birbirimize armağan ettiğimiz günlerdi belki de. Şimdi hayatımızın bir anını bile yarım ekmek arası tavuk döner tadında bile geçiremiyoruz. Geceleri uykumuz olmuyor çoğu zaman köpüklü hafif koyu ayran kıvamında. Düşündüm de az önce şu köprüden 20 yaşım geçti, arkasından 28 ve şu anda 30 yaşım geçiyor. Uzaklardan hızla yaklaşan bir karartı görüyorum, galiba 40 yaşım geliyor. Biz durmadık, yıllar durmadı ve bizden bir adım önde oldu umutsuzluğun bıraktığı naif gülücükler. Sonra artık hayatın benden alacak bir şeyi kalmadı diyorum, olmuyor. Çünkü her gün birkaç tel saçım kopup gidiyor benden. Hesabını yapıyorum zamanın, 2 günü 2 ile çarpıyorum 4 gün etmiyor.
İhtimallerden kurulu dünyamızda yaşamaktan başka bir şeyimiz kalmıyor, elimizde avucumuzda. Biz hayatımızı mı kuruyoruz yoksa hayat bizi kendine göre mi kuruyor, bilemiyoruz nedense. Şimdi 30 yaşımı kimden neyin hesabını soracak? Hangi yıllara sırt çevirecek, hangi gelecek yılların hesabını yapacak? Hesabı yapılacak olmasına yapılacak ama tutar mı tutmaz mı zaman gösterecek. Çocuk olduk çocukluğumuzu yaşayamadık, genç olduk gençliği tadamadık. Yıllar geçti aynaya bakamadık. Ne oldu? Hayat bize yine yalan söyledi..
Doğum günümü hatırlayıpda mesaj atan yada arayan dostlarimdan ALLAH razı olsun.İyi günde ve kötü günde dost olanlarıda bir nebze olsun gördük.Her zamn kötü gün dost olmaya çaliştim,galiba yeteri kadar olamadik.
Selam ve Dua ile kaın...
Bir yıl daha sıyrıldı bak aradan
Muradını alan varmı fani dünyadan
Şu dünyaya ibret için bakarım
Mevlam yürek vermiş ondan bizarım
Uslan artık gönül yaş otuz oldu..!
Kedi kuş tutsa ağzında ben varım
Yoktan yere hiç kimseyi kırmadım
Dönekliği rüyamda görmedim
Haramın önüne varıp durmadım
Uslan artık gönül yaş otuz oldu..!
Çakal ininde hiç yatmadım
Zalime karşı hiç susmadım
Kırıldım ama eğilmedim
Kader sana karşı duramadım
Uslan artık gönül yaş otuz oldu..!